Ana içeriğe atla



      NE İÇİN YAZARIZ?



         İlk nefes insanoğluna üflendiğinde, var oluşuna bir amaç gerekti. Tanrı, onun varlığını, tüm yaratılmışları, önünde secde ettirerek kutladı. Bir tek melek secde etmedi ona ve insan kendine boyun eğmeyen o meleğe, ne kadar yüce olduğunu, ne kadar önemli olduğunu ve ondan ne kadar üstün olduğunu  ispatlamak için bir mücadeleye  girişti.  Kendini var edecek, varlığını ispat ettirecek, varoluşunu anlamlı kılacak  vasıtalar aradı durdu. 

        Derler ki insan şeytandan yüce olduğunu kanıtlamaya çalışırken, yine şeytanın dumanından yaratılmış perilere sarılır, şeytan da onun bu boşuna mücadelesine güler dururmuş. O yüzden insan, ne kadar yazarsa yazsın, ne kadar çizerse çizsin veya ne yaparsa yapsın varoluş adına, bir süre sonra her şeye yeni baştan başlamak istermiş. Yazdığı, çizdiği veya söylediği her neyse, başkalarının zihninde ve kalbinde yaşamaya devam ederken, eseri vücuda getirenin yüreğinde daha büyük bir boşluk açılmasına neden olurmuş. Bu yüzden en büyük sanatçılar en doyumsuz, en tatminsiz olanlardır.Yazarken duyduğu haz o kadar büyüktür ki, yazma sona erip , eser artık okuyucunun olduğunda , daha o saniyede nefes nefese Dada'da almıştır soluğu. Şeytanın kızlarından öğrendikleriyle, şeytana caka satmaya, kalemin en keskin, en nereden geldiği belli olmaz darbeleriyle, onu yaralamaya, onu şaşırtarak aslında büyülemeye,  onun gözüne girmeye çalışmştır. Hem de onunla savaştığını zannederek.

       Felibeli Ahmet, Amak-ı Hayal'inde, şeytanla mücadele ederken, şeytan birden şahane bir melek-ul mahlukat olur. Melek zannettiği de şeytan.. Bu duruma önce şaşırsa da , tüm  zıtlıkları varlığında  büyük bir zarafetle sentezleyen, her ikisinin de özgürce var olmasına izin veren o en büyük sanatçıya bir kez daha iman eder.Ruhun ilk gerçek namazıdır bu secde.  Sembollerle, arketiplerle anlatmaya çalıştığımız, zihnimize öğretmeye çalıştığımız  yegane şey aslında her "şey"in, her zerrenin "bir"den ve "bir"in türevlerinden meydana geldiğidir. Tanrı da , melek de, insana boyun eğmeyen şeytan da aslında kişinin adına "vücut" denilen görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen, zahirde veya batında birçok  sıfatı, bir çok "hal"i bulunan adına "insan" denilmiş o eşref-i mahlukat'ın kırılgan ve karmaşık yapısında saklıdır. İşte dayanılmaz bir arzu ateşiyle yazmak, çizmek, söylemek isteyen kişiler, içlerinde saklanmış bu muazzam hazinenin farkında olanlar ve onu oradan çıkartıp insanlığın felaha ermesini sağlama misyonunu üstlenenlerdir.

      Tüm yazarlar, ressamlar ve sanatçılar ruhun "Mesih"i, "Mehdi"sidir. Deccal'in "Seni daha güzel bir yere götüreceğim." diyerek kandırmaya çalıştığı insanoğlunun dünya üzerindeki tek dostudur.

     Çünkü sadece sanatçılar bilir insanın kendine bile itiraf edemediği tüm gizli sırlarını ve sadece onlar bu sırrı ifşa edebilir tüm çıplaklığıyla...İçimizdeki bize secde etmeyen o melek de yüceliğimizi görene kadar sanat var olmaya devam edecektir. Ve insan da yazarak , kendisi hakkında kendisine hikayeler anlatıp ip uçları vererek anlatmaya...

Yorumlar