Ana içeriğe atla

Kayıtlar

        MEME UCU O gün yemeğe, sevgisinden başka bir şey katmak istedi. Önce dondurucudan doğranmış soğanları çıkardı, tencerede ısınan yağın içine dökti, tahta kaşıkla biraz ezip buzlarını kırdı. Bir süre karıştırıp, salçayı koydu. Ev salçası kalmamıştı. Mecbur hazır salçayı çok istemeyerek de olsa koydu tencereye. Salçanın kaşıkta kalan kısmını bir dilim   ekmeğe sürüp ağzına attı. Salçayı dolaba kaldırdı. Dolapla ocak arasında gidip gelirken saçından şampuan kokuları geliyordu. Keşke yemek yaptıktan sonra   duş alsaydı. Şimdi saçları soğan ve yemek kokacaktı. O sırada Youtube’da haftalık burç yorumları açıktı. Pazartesi günü Satürn’ün zorlu açılarının ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesi isteğini doğuracağını anlatıyordu. Perşembe gününe doğruysa, kasımdaki tutulmaların etkisinin daha da görünür olacağını. Ne olmuştu kasımda? Acaba hangi konuda tartışmışlardı? Bu arada tencereden   yanmaya başlayan soğan ve salça   kokuları gelmeye   baş...
En son yayınlar
En yaygın Retorik Örnekleri                                                                                                                                                                                  ‘’Dil, insanların düşüncelerini birbirlerinden                                                                          ...

SİMYACI

    Santiego  altın aramaya çıktığı yolculuğunda  ruhunu dönüştürmeyi başardı.  Kaç yaşamdan sonra bu bilgelige ulaştı acaba? Bir ruh kaç yaşamdan oluşur? Ya da kaç yaşam dönüştürmek gerekir bu ruha sahip olabilmek için?      Kendi hayat menkibemi oluştururken zaman zaman geriye dönüp bıraktığım ekmek kırıntılarını toplamaya çıkarım .  Eğer kuşlar yememisse eve giden yolu bulurum hemen. Ya yemişse? O zaman bir müddet kaybolurum  yolda.  Ama sihirli pabuçlarla nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde kendimi evde bulurum.       Uzun ince yolda  kendine işaretler bırakmak cok onemlidir.  Kendinle aranda kimsenin  bilmediği bazı şifrelerin olmalı. Kim olduğunu hatirlaman, hatırlayıp güçlenmen için kuşların insafına birakmamalisin kendini.

ANİM-US-YON

          Oldum olası sözcüklerle oynamayı sevmişimdir. Kapalı ve düşün olarak zihnime fazla bir katkısı olmayan koşullarda yeşermenin  kendimce bir başkaldırısıydı belki de. Us'umda  uçuşan düşünceleri sözcüklere dökmek, sözcükleri alıp evirip çevirmek ve usa tekrar oyalanabileceği malzemeleri sunmak. Böylece kendini kuyruğundan yakalamaya çalışan yılan misali dönüp durmak.             Bu dönüp durmaların arasında hayat adı verilen oyunun kurallarını anlamaya çalışmak. Anladığında da ... Yani anlıyoruz diye, bu kurallarla oynamak zorunda değiliz ya... Daha farklı kurallarla oyuna dahil olmak. Kah alkışlanmak, kah yerilmek.... Olabilir .... Oyuna devam. Nasıl olsa başka oyuncular gelene kadar doldurduğumuz bir alanı kaplıyoruz hepsi bu. Öyle fazla da şey etmemek lazım.... oyunu da rolü de....             Algı oyununun da ekranı US tur. Algılanan her şey usun ekranına takılır. Bazen önemsen...
Şimdi bana dedin ya sen, Az önce içeride "Göreceksin bundan sonra" diye Ne kaldı ki görmediğim? Neyi gösterebilirsin ki bu saatten sonra Acıdan lal olmuş gözlerime...
İlk gülüşün, ilk kokunun hatırası bile Kurtaramıyorsa yüreği yanmaktan, Ayrı bırakma çabasından Daha ne kalmıştır ki söylenmeyen, Dile dökülmeyen Kanamaktan uyuşmuşsa yaraların Özgürsündür Koptuysa artık göbekbağın
Kendime kendi bedenimden sevgililer yarattım.. Öylesine hakimler ki yaşamıma Bilemiyorum Seni alıp da nereme yamayacağımı