Söyleyecek çok şeyin varsa, ancak dinleyenin yoksa yazı başlar. Eski bir dosttur her zaman kalem. Sayfalar sarıdan beyaza sadece yazanın göreceği bir renk skalasıyla açılır önünde. Kime sorsan kağıt ,kağıt rengindedir. Ama yazan için her kağıdın kendine has , onu diğerlerinden ayıran renk pigmentleri vardır. Hatta aynı defterde bile her sayfanın rengi aynı değildir. Birbirine tıpatıp benzeyen ikiz kardeşleri ilk başta ayırt etmek çok zordur. Bir süre onlarla birlikte yaşadığınızda birinin kirpiklerinin daha gür, diğerinin teninin daha limoni, ya da birinin diğerinden daha asık suratlı olduğunu birsiniz ve asla ikisini birbirine karıştırmazsınız. Yazanın da kağıtları bu kadar net tanımlayabilmesinin sebebi budur işte. Kağıtları bu kadar iyi tanımlayıp, ruhumuzun imbiğinden süzülen sözcükleri yargılamadan alıp kabul ettiğini bile bile zamanla sıkılırız yazarak kendimizi ifade etmekten. Yazarak var olmak yeterli gelmez, sazı kemiği ol...